HaFıZLaR.CoM - KuRaN-ı KeRiM BeKÇiLeRi - HaFıZLaRıN BuLuŞmA NoKTaSı
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
HaFıZLaR.CoM FaCeBooK
İslami Bilgiler











Peygamberler Tarihi
Peygamberler
Rüya Tabirleri
Ölümü İzlerken
Dini Hikayeler
ÖLÜMÜ İZLERKEN..

Gözlerinden akan yaşlara hâkim olamıyordu. Akıbetini bildiği bir hayat için
neden çalışmamıştı? Ömrünün er geç son bulacağını bile bile geleceğini neden
karartmıştı? Cennetin yolunu kendi kendine kapatmış, cehennemin yolunu da
alabildiğine açmıştı yaşantısı ile. Hiç bu ana geleceğini düşünememişti.
Genç adam gözlerini güçlükle araladı. Zifiri karanlıkta hiçbir şey
göremiyor; sadece bunaltıcı küçük bir yerde olduğunu hissediyordu.
Ayaklarını, ellerini kımıldatmak istediyse de başaramadı. Başını sağa sola
çevirmek istedi; bir türlü vücuduna hükmedemediğini anladı. Neler olup
bittiğini, en son neler yaptığını hatırlamaya başladığında ise, çaresiz bir
şekilde gerçeği kabullendi.

"Burası mezar olmalıydı. O da ölmüştü." Buna inanamıyordu; ama ne olursa
olsun, ne yaparsa yapsın, bunu geri çevirme gibi bir imkânının olmadığının
da farkındaydı. Bu olmamalıydı. Ağzında arkadaşlarıyla beraber kendinden
geçene kadar içtiği içki kokusu, elinde ise, yine arkadaşlarıyla oynadığı
kumar kâğıtlarının kiri vardı.
En azından bunlar olmadan ölseydi. Ellerinden o pis kiri, nefesinden keskin
alkol kokusunu yok . edebilseydi. Üzerindeki ağırlık gittikçe daha da
artıyor, hem vücudu hem de yüreği müthiş bir sızı hissediyordu. Evet, en
azından şimdi olmamalıydı. Karısı ve çocukları, eve dönmediğini görünce ne
yapacaklardı? "Üzülürler mi acaba?" diye geçirdi içinden. Çocuklarını
hırpalayan, annelerini döven, aldığı alkolün etkisiyle önüne çıkana sataşan,
çocukların rızkını ve nafakasını kumar ve içki ile tüketen bir baba eve
gelmediğinde üzüntü duyarlar mıydı acaba?... Ya annesi? En son ne zaman
görmüştü annesini? Bir hafta önce idi; kumar parası bulamamış, borç para
almak için gitmişti annesine. Para vermeyen annesini hırpalayıp
bileziklerini alarak uzaklaşmıştı oradan. Annesinin onun ardından;
"Oğlum, pişman olacağın şeyleri yapma! Sana beddua etmek istemiyorum.
Kendine gel yavrum, yalvarırım kendine gel." diye haykırışları arasında
hızla uzaklaşmıştı oradan.
Ya arkadaşları, komşuları, akrabaları? Her biri ile problem yaşamıştı. Onun
yaşantısını hoş görmedikleri için ne onun evine geliyor, ne de onu evlerine
davet ediyorlardı. Tüm ilişkilerini koparmışlardı onunla. Ardından iyilikle
konuşacak, bir Fatiha okuyacak, ölümüne gerçekten üzülecek hiç kimsesi
yoktu.
"Keşke tekrar dünyaya dönebilsem, yaptığım tüm hatalarımı telafi edip,
içkiyi kumarı bırakıp insanlarla iç içe dostane bir hayat sürebilsem.
Allahım, tekrar dünyaya dönebilsem."
Bunun bir yolu var mıydı acaba? Geriye dönüp yapılan tüm hataları telafi
etmek mümkün mü idi?.. Cehennem kenarına kadar gelip sonra cenneti hak etmek
için dünyaya geri dönmek mümkün mü? Elbette mümkün olmadığı bir gerçek. Bu
gerçek, genç adamı daha da telaşlandırdı.
"Annem kendine gel, dediğinde keşke onu dinleseydim. Allahım, yalvarırım
bana bir fırsat daha ver, ne olur!"
Tüm bunları söylerken gözlerinden akan yaşlara hâkim olamıyordu. Akıbetini
bildiği bir hayat için neden çalışmamıştı? Ömrünün er geç son bulacağını
bile bile geleceğini neden karartmıştı? Cennetin yolunu kendi kendine
kapatmış, cehennemin yolunu da alabildiğine açmıştı yaşantısı ile. Hiç bu
ana geleceğini düşünmemişti. Daha gençti. Ölüm yaşlılar içindi aslında, onun
daha çok zamanı vardı. Belki yaşasaydı doğru yolu bulurdu? Neden genç yaşta
ölmüştü ki?
"Kimi kandırıyorum ben. Yüz yaşıma da gelsem, aynı hayatı sürdürürdüm
mutlaka."
Bunları düşünürken, vücudundaki ağırlık gittikçe onu rahatsız etmeye
başlamıştı. Bir kurtulabilseydi bundan. Derin bir sessizlik hâkimdi. İnsanın
içini ürperten, yüreğini sızlatan korkunç bir sessizlik. Ve aniden çıldırtan
sessizlik bozuldu.

"Allahu Ekber Allahu Ekber....

Ezan sesiydi bu! Evet, ezan sesi! Daha önce hiç dikkatini çekmemişti bu ses.
Ve çok güzel, insanı rahatlatan bu çağrı, onu hiç etkilememişti böylesine.
Ezanın bitiminden sonra içeriye hafif bir ışık yansıdı. Gün ağarmaya
başlayınca, olup biteni anlamıştı. Evindeydi. Sarhoş bir vaziyette gelmiş.
Evin içerisinde bilinçsizce gezinirken masaya tutunmuştu. Ayakta bile zor
duran bedeni yığıldı yere. Masayı da düşerken üzerine devirmişti. Yaşıyordu.
Masayı itti üzerinden. Uyuşmuş ayaklarını, ellerini hareket ettirdi usulca.
Hiç bu kadar sevinmemişti. Hayatı boyunca hiç bu kadar mutlu olmamıştı.
Oturduğu yerden düşüncelere daldı. Şimdi ne yapacaktı peki? Eski yaşantısına
geri mi dönecekti? Yoksa ölümü bu kadar yakın hissettikten sonra cennetin
yolunu açacak ameller mi yapacaktı? Kararlı bir şekilde doğrulup abdest
aldı. Ve bu yaşına kadar yönelmediği Rabbine yöneldi gönül rahatlığıyla. O
henüz namaza durmuştu ki, karısı kapıyı açtı. Gördüğü manzaraya inanamadı.
Çocuklarının babası, hayat arkadaşı, o namaz kılarken dalga geçtiği eşi
Rabbinin huzurundaydı. Elleri . semada gözleri yaşlı binlerce kere şükretti
Rabbine.

Dudaklarından şu ilâhî kelam döküldü:

"Hamd âlemlerin Rabbi olan Allaha mahsustur."

Henüz yorum yazılmamış.
Yorum yaz
Yorum göndermek için lütfen üye girişi yapın.
Oylama
Sadece üyeler oylayabilir.

Oy verebilmek için lütfen üye olun ya da üye girişi yapın.

Henüz bir oylama yapılmamış.